Sinop Cezaevi

Bu demir kapı, ağır
düşün, kaç kilo basar?
Koridor dar
duvarlar sağır.

Bir uçtan bir uca
20 metre avlu
5 metre hücre…
Ne yana adım atsam
boğuluyorum.

Deniz dibi zindan
solunan hava, tuz.
Her nefeste
su olup yitiyorum.

Üst katımda Sabahattin yatmış
çok mu?
Açın Ali’ye dehlizleri
umuda, bir karanlık yer
yok mu?

Gözlüklerim gevşedi.
Kayıp gidiyor burnumun üzerinden görebileceklerim.
Bir uçtan bir uca 10 adım oysa hücre.
Dışarda
Deniz manzarasının yerine
Boylu boyunca uzanıyor Sinop’un kale surları.
Gözcü kulesinde asker uyuyor.
Bir diğerinde cigara dumanı.
Çalamadığım bir saz asılı duvarımda
aldırmıyorum.
Kollarımı açıp altında,
ıslanamadığım bir yağmur yağıyor
aldırmıyorum.
Hasretten çok uzağa düştüm.
İnsanlığımdan çok uzağa…
Ne idim önceleri,
neleri severdim;
unuttum.
Buzdolabındaki bir et parçasından farkım yok artık burada.
Geç de olsa çürüdüm.

Dalgaların sesini duyabiliyorum.
Rüzgarın ve yağmurun sesini de.
Denizin kokusu yalnız
pek bir mesafeli.
Nem ve rutubet
birer gardiyan.
İzin vermiyorlar deniz girsin içeri…

Mahpus olmak değil
burnunun ucuna konan sonsuz maviler mesele.
Biliyorsun,
sen ne kadar sabitsen yerinde
deniz o kadar özgür.

Yerinde say
denize öykün.
Elbet su olup akacaksın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir